Faruk Duman Anlatısında Geçmişe Dönüş

Oğuz Nedirli
Geçmiş kelimesi geçmişten geliyor gibidir; muğlaktır. Şimdiye ait değildir. Şimdinin berraklığının içinde sırıtır. Şimdinin sürekli ötekisidir. Şimdinin bilincindeyizdir çünkü şimdi bizimledir. Bu noktada geçmişin kendine ait bir bilince sahip olduğunu varsayabiliriz. Kendisine sahiptir. Bize ait olduğunu düşünsek dahi, o kendisini bize açmadığı müddetçe kendimize ait sandığımız hatıralarımızı hatırlamamız imkânsızdır.

Geçmiş kelimesi geçmişten geliyor gibidir; muğlaktır. Şimdiye ait değildir. Şimdinin berraklığının içinde sırıtır. Şimdinin sürekli ötekisidir. Şimdinin bilincindeyizdir çünkü şimdi bizimledir. Bu noktada geçmişin kendine ait bir bilince sahip olduğunu varsayabiliriz. Kendisine sahiptir. Bize ait olduğunu düşünsek dahi, o kendisini bize açmadığı müddetçe kendimize ait sandığımız hatıralarımızı hatırlamamız imkânsızdır.

"Ey geçmiş! silindikçe, silindikçe bugünle donanırsın.
Ey şimdi! geçmişle süslenirsin sen de.
Ey zaman aralıkları, zaman aralıkları! bilmem ki ne isterdiniz bir gidiş-dönüş biletine." 
(Cansever, 390)

Alıntıdaki ilk mısrada geçmişin kendisinin silinmesinden değil, zihnimizden silinmesinden bahsediyor muhtemelen Cansever. Gidiş-dönüş bileti bu konuda bizi aydınlatıyor. Şimdi ve geçmiş. Birbirinden ayrılamayan fakat iki farklı zaman aralığı olan şimdi ve geçmiş… Fakat geçmiş bugünle donanmasına rağmen geride kalmakta, gönüllü yahut gönülsüz uzaklaşmakta ve onunla aramıza varlığından emin olduğumuz ama ne olduğunu bilmediğimiz bir şey girmektedir.

"Her şey hep silik. Her yerde sis var. Anımsadığım tek şey bu galiba. Uçsuz bucaksız bir beyazlık. Çocukluğum, bu beyazlığın içinden gelip geçen lekeler olsa gerek. Belki. Sisi dağıtmaya çalışıyorum, beyazlığı. Uçsuz bucaksızlığı daraltmaya."

Faruk Duman’ın ilk öykü kitabındaki Bir Beyazlığın Ortasında adlı öyküsünde bu araya giren şey bir sistir. Sonsuz beyazlığın içinde beliren lekelere benzetiyor anıları. Sisin içinde onlara doğru yürür, yaklaşmaya, berrak bir şekilde görmeye çalışır. "Eninde sonunda seçiyorum kendimi," der devamında fakat seçilen kişi artık kendi midir?

Nar Kitabı’ndaki ilk öyküde –"Kedi’çin Masal"da– bu sorunun cevabını biraz ümitsizce de olsa vermektedir Duman. Zeynel’in kopan parmağını bir kedi kapar, alır götürür. Geçmişle şimdinin arasına giren şey burada bir kedidir. Zeynel kedinin peşinden ormana doğru gider ama canı yanmaktadır, bu yüzden de yeterince hızlanamamaktadır. Sonradan: "Zaten onu yakalama umudum yoktu hiç," derse de buna inanmak güçtür. Bunu bir kendini rahatlatma ve avutma çabası olarak görebiliriz. Nitekim öykünün devamında Zeynel, acısı dindiğinde kediyi bulmak için ormana gitmeye karar verecektir. Kedi oradadır, ağacın tepesinde. Ama aşağıya inmeyecektir. Daha sonra anlatıcı ağacın ormanın derinliklerinde kaybolduğunu söyler. Sonra kedi Zeynel’in aklını da alır ve Zeynel kaybolur. Artık geçmişte, hatta geçmişin kendisidir…

Zamanda ileriye değil de geriye doğru gitmek istenmektedir. "Geçmişin evine gitmek istedin hep," (Duman, 13) diyecektir "Göz" adlı öyküsünde. Yazar bunun için bir sebep vermiyor.  Aynı öyküdeki "unuttuğun şeylerin öldüğünü sanıyordun," cümlesi bir nevi bir itiraf gibidir. Yaşanılanın yitip gitmesinden endişe edilmekte ve bunun önüne geçilmek istenmektedir.

"Geçmişin bu arta kalışından (survivance) da bir şuurun aynı halden iki defa geçmesi imkansızlığı neticesi çıkıyor. Artık durumlar istediği kadar aynı olsun, bunların tesir edeceği şahıs madem ki tarihinin yeni bir anındadır, artık aynı şahıs değildir," diyor Bergson. Çünkü hiç durmadan değişiyoruzdur ona göre, hatta ekler: "Psikolojik halin kendisi de zaten değişmeden başka bir şey değil (Bergson, 13)." Tanpınar’ın "Raks" şiirindeki şu mısrası durumu özetler gibidir:
"Her lahza başka şey ve hep kendisi,’’

"Daha ilk çocukluğumuzdan beri duyup düşündüğümüz, istediğimiz şeylerin hepsi, hale katılmak için eğilmiş fakat kendisini dışarıda bırakmak isteyen şuurun kapısını zorlıyan o geçmiştedir. Beynin mekanizması da geçmişi hemen tamamiyle gayrişuura itmek, şuura yalnız halin durumunu aydınlatacak olanları bırakmak ve bu suretle hazırlanan fiile yardım ederek nihayet bize faydalı bir iş gördürmektir. Bu mekanizmadan kurtulup da şuura girebilenler, çok çok onun kapı aralığından kaçak olarak sokulabilen lüks hatıralardır. Arkamızda bilmiyerek sürüklediğimiz şeylerden bize haber verenler de gayrişuurun ulakları olan bu hatıralardır. Bunları açıkça seçemesek bile bize geçmişimizin kaybolmadığını müphem olarak duyuran yine bunlardır (Bergson, 17)."

Yukarıdaki uzun alıntı, yolumuzu bütünüyle aydınlatmak adına önemli. Bergson hatırlayabildiklerimizin şimdiye kaçak göçek dahil olduklarından ve yine berrak bir şekilde göremesek dahi geçmişin varlığından belirsizce haber verdiklerinden söz ediyor. Bir sis var arada, Duman öykülerinde bu sisi dağıtmaya çabalamakta, geçmişten emin olmak istemektedir. Fakat bu çabaya düşsel öğelerin karışması da kaçınılmaz bir sonuçtur. Buna rağmen diyebiliriz ki: Faruk Duman edebiyata dönüşen dil aracılığıyla bu lüks hatıraları sürekli bir şimdide var etmek istemektedir.

Kaynakça:
- Şairin Seyir Defteri, Toplu Şiirleri II, Oteller Kenti, Sera Oteli, IV, Edip Cansever, Adam 1992.
- Keder Atlısı, Faruk Duman, Can 2011.
- Yaratıcı Tekâmül, Henri Bergson, çev. Mustafa Şekip Tunç, MEB 1947.