Durmaksızın

Bilge Demircan
Doğaçlama sololar bitince tekrar ana solo… Ve yavaştan bitiş cümleleri... Bitiş cümleleri yolcuyu karşıya geçiriyor. Bir kez daha şaşırıyorum; git gide büyük kalabalıklar görüşüme ve tenhalığına dünyanın…

Bu sayıda, benim için yeri ayrı olan bir müzikçi ve yeni albümü üzerine konuşalım istedim, Sarp Maden. Nitelikli bir gitarist olmasının yanında, derinlikli müziğiyle iyi de bir hikâye anlatıcı. Cümlelerini titizce seçip uzunca konuşur, gevezelik etmeden. Köşeli ve vurucu cümlelerin sahibi Maden, salt, durağan anlatımdan kaçınır. Hikâyeleri sürekli evrilir, genişler. Müziği size tepeden bakmaz, aksine içine çeker. Durmaksızın, Sarp Maden’in dördüncü şahsi albümü. Bence, Ardından, Durgun Sular albümlerinin bütünleyicisi ve devamı niteliğinde. Tüm karakterlerin yollarının kesiştiği ve hikâyenin çözüldüğü ya da çözülmeye başladığı bir albüm. Bu bakıma, Kieslowski sineması izliyormuş hissine kapılmanız mümkün. Kayıtları geçtiğimiz yılın Haziran ayında Kedi Müzik’te tamamlanan albüm, birkaç aydır Kalan etiketiyle müzik dükkânlarında. N. Emrah Yörük’ün tasarladığı ara renklerden oluşan kartonet, albümü iyi temsil ediyor. Tenor saksafonda Engin Recepoğulları, elektrik piyanoda Serkan Özyılmaz, kontrbasta Matt Hall, davulda Derin Bayhan, Maden’in müziğine biçim, renk ve hayat vermiş.

Zengin armonilerle, iyi melodik yürüyüşlerle bezenmiş, tansiyonlu parçalardan ve melodik balladlardan oluşan albümde, tüm besteler Sarp Maden’e ait. Parçalar sırasıyla şu şekilde; "Durmaksızın",  "Her Zaman", "Arka Taraf", "Do Diyez, Unutkanlık", "The Queen of Sarpland", "Açıkça".  Hepsi ayrı güzel… İçlerinden beni en çok etkileyeni, "Arka Taraf"… Bir eseri dinlerken, adından bağımsız, önseziler olmadan düşünmeyi yeğlerim. Koşulsuz düşünme eyleminin iyi ve doğru bir uyarıcılığının olduğuna inanıyorum. Bu yöntem, dinleyiciye; parçadan kendi hikâyesini çıkartma olanağı veriyor. Bir müzik eserinde hikâyeden başka, anlatıcının anlatım biçimi, parçanın trafiği ve armonik yapısı da önemli dinamiklerdir. "Arka Taraf"ı da bu bakış açısıyla dinledim. "Arka Taraf"a, Serkan Özyılmaz’ın şahane piyano taksimiyle giriliyor. “Kaç türlü girilirdi anılardan içeri?” Bir türlüsü de bu olmalı. Özyılmaz küçük evimin kapısını aralayıp benliğimi dışarı sürüklüyor. Açış solosu tamamlanınca, kısa bir sessizlik ve ardından ikili akor yürüyüşü başlıyor. Bu yürüyüş o kadar etkin ki, belki de parçanın en keskin, en vurucu kısmı. Bu iki akorun derinliği, aklıma birden Edip Cansever’in tanınmış dizesini aklıma getiriyor: “gözlerim, gözlerim benim denizi ilk defa gören bir çocuğun birdenbire yaşlanması neyse”. Denizi ilk görüşümü ve yaşlanışımı anımsıyorum.  Altı ya da yedi yaşındayım. Okullar tatile girince İstanbul’da yaşayan dayımları görmek için yola düştük. Vardığımızda yol, yolcuyu değiştirmiş, dönüştürmüştü. İlk kez orada gördüm denizi, o amansız kentte. Şaşırdım. Kadıköy’den Beşiktaş’a geçeceğiz vapurla. Üzerimde bir tedirginlik var. O zamana kadar gördüğüm en büyük su kütlesi banyo leğeninin alabildiği… Şimdi nasıl olacaktı da suyun üzerinden yürüyüp, karşıya geçecektik? Bu akor yürüyüşünün bende uyandırdığı tam da böyle. Bu yürüyüşten sonra parçanın ana solosu başlıyor. Maden, Recepoğulları ve Bayhan’ın beraber icra ettikleri bu kısım, hikâyeyi destekliyor. Sonra sırasıyla Sarp Maden ve Engin Recepoğulları’nın yer yer yükseldikleri, uzun seslerde kaldıkları emprovizeleri ile babamla karşıya geçerkenki diyalogları anımsıyorum. “Ölecek miyiz?” diye sorduğum soruya sigara yakmıştı cevaben. Doğaçlama sololar bitince tekrar ana solo… Ve yavaştan bitiş cümleleri... Bitiş cümleleri yolcuyu karşıya geçiriyor. Bir kez daha şaşırıyorum; git gide büyük kalabalıklar görüşüme ve tenhalığına dünyanın…
Mekanik duygularla, tek düzlemde baktığımız müziğimiz, sanıldığı gibi toprak altında değil. Aksine iyiye ivmeleniyor. Sarp Maden’in piyasanın yapışkanlığından, plastik kokulardan arınmış müziği,  bunu kanıtlar nitelikte… Kulak vermeniz dileğiyle…